Search Button

GERÇEK BÜYÜK SINAV – Kaygılı, umutsuz, yönsüz zamanlarda SIFIR Yakaya Liderlik

İnsanlığın ortak paydasını COVID -19 ismi verilen basit bir virüs oluşturdu. İnsanlar için, çok uzun zaman önce, belki 2. Dünya Savaşı bu kadar kapsamlı bir felaketti, belki de umut verebilecek olanlar onlar, ancak savaşı yaşayanların hiçbiri çalışmıyor, zaten çok azı hayatta.

‘Ateş düştüğü yeri’ yakar derler’ bu kez ateş, her yerde, yani tüm insanlık yanıyor.

Kehanetlerin sonucu belki de yüzlerce yıl sonra oluşur. Bu kez, her gün tanık oluyoruz ve şimdilik alıştığımız yöntemler çok yavaş sonuç üretiyor. İçinde yaşadığımız bu durum, deprem, afet ya da su baskını değil, salgın bitmediği için çözüm bulmak ve yaraları kalıcı olarak sarmak mümkün değil, çünkü her gün, bir süre daha her yerde yayılacağını görüyoruz. Sağlık çalışanları bu alanda büyük bir mücadele içinde, üstelik görünmeyen, duyulmayan, canlı olup olmadığı bile tartışmalı bir düşmanla boğuşan insan vücuduna yardım ediyorlar.

Belli ki; karşımızdaki istatistik veriler ve diğer olaylardaki kayıpların kıyaslanması ile çözülebilecek basit bir virüs salgını değil.

Bir gün elbet ve mutlaka bitecek. Ancak daha her şeyin çok başındayız.

Belli ki; boş hamaset hiçbir konuyu çözemeyecek, bu apaçık ortada. Uzmanlığın kısıtlı olduğu bir alanda birlikte akıl yürütmek, çözüm bulmak, uygulamak ve geleceği kurtarmak gerek. Bu zorlayıcı dönüşümü anlamak ve buna uyum göstermek zorundayız.

Sonunda bu salgın belli oranda ‘başkası’nın işini, kariyerini, hayatını, ailesini kaybetmesine yol açacak. Ya ‘başkası’ değilse, hayatı, işi, kariyeri, ailesi tehlikede olan ya bizdense ya hep bizden olmuşsa ya biz olacaksak, işte temel korku alanı burada gelişiyor.

Kaygı, virüsten önce yayılır…

Kayıp, ayrılık, kopuş, kayboluş bunlar üzerinde konuşmak zordur, ancak bunların hepsi insana aittir, insancadır.

Ve insanca olan her şey hakkında konuşulabilir, insanca olan her şey, irdelenebilir.

Ve insanca olan her şey çözülebilir.

İnsan başı ve sonu olan her şeyin peşinden gider, çünkü sadece böyle umut eder ve anlam bulur. Çalışanların tutunacakları tek şey korku olmamalı, böyle olursa, sahipsizlik duygusu artar, aidiyeti kaybederler ve zamanla zayıflayan her şey kopar. Kulaktan dolma veya insanı donduran konuları konuşarak korku yayılıyor. Oysa deneyim ile konuşarak, düşünerek ve tekrar konuşarak umudu yaymak mümkün. Zaten, çok farklı konularda iyi haberler de var, geleceği heyecanlı kılan da bu.

Hangi endüstriler şimdiden dönüşüm sinyalleri veriyor, iş yapma biçimleri, olağanüstü fırsatlar, yeni liderlik anlayışı, organizasyonlar nasıl oluşacak? Bunlar, dikkatimizi felaketin dışında tutarak, ruh sağlığımız korumak için üzerinde konuşma ve tartışma alanları önerileri…

Bugün yönetici olmak; gerçekten ateşten gömlek giymek demek.

Yıllarca çabaladıktan sonra, gelinen üst düzey bir görev ve sırtta taşınan ağır sorumluluklar, yöneticiler üzerinde, teknolojik gelişim ve rekabet nedeniyle zaten yeterince ağır baskı oluşturuyordu. Yapılan işe göre değişmekle beraber ya tulum giyen mavi yaka ya da gömlek giyen beyaz yakanın performansı yönetiliyordu. Bugün ne motivasyonunu sağlamayı ne de performansını yönetmeyi bilmediğimiz ve artık evden çalışan ve üzerine basit bir tişört giyen ‘sıfır yakalı’ eklendi, artık 3. yaka var.

Belki de artık, hep olacaklar…

Çalışanlar ile ilgili kurulması gereken ilişki biçimi ve derinliği çok farklı bir yapıya dönüşüyor. SIFIR Yaka ile çalışmayı ve onları motive etmeyi birlikte öğrenip geliştireceğiz.

• Neye dönüşüyor?
• İnsanlara ve birbirleri arasındaki ilişkilere ne oluyor, gelecekte olacaklara ne kadar hazırlar?
• Zaten yalnız olan yöneticilerin daha ne kadar sağduyu ile davranacaklarını düşünüyorsunuz?

Daha düne kadar ‘evden çalışmak’ sadece geçici bir süre ve küçük bir grup için uygundu, şimdi neredeyse herkes ve süresi bilinmeyen biçimde evden çalışmak zorunda.

• Evde çocuklar ve/ya diğer yakınlarımız var, ilişkiler ve işleri nasıl yönetecekler
• Çocukların kaygıları, korkuları nasıl yönetilecek ve uyumları nasıl sağlanacak
• Kimi ne kadar, nasıl yöneteceksiniz, işler nasıl sürecek, talebi nasıl canlı tutabileceksiniz, görüldüğü gibi ne çok soru ve konuşma alanı var ve artıyor.

Her şeye rağmen, hep birlikte…

Gelin, kurumu, şirketi yönetenler yani sizinle birlikte konunun üstünde çalışalım, sohbet edelim, konuşalım ve aklımıza güvenip, hayallerimizi toparlayalım, taze bir sabah güneşi gibi ışık ve sıcaklıkla çevremizi nasıl canlandırırız, ona bakalım.

Her şeye rağmen; sürekli akan olumsuz verilere değil, oluşan fırsat alanlarına bakalım. Yeteneği, yaratıcılığı ve inancı ateşleyen birlikteliği kuralım.

Tüm bunlar bittiğinde,

‘zor zamanlar’da,
öyle çok meşguldük ki;
öyle çok yapacak işimiz vardı ki;
öyle çok birbirimizden destek alıp, destek verdik ki;
Biz ‘her şeye rağmen, hep birlikte başardık’ diyelim…