Sosyal medyada etki alanı yüksek ve kendi alanında fikir lideri konuşmacılar ile markaları dijital proje iş birlikleri ve marka elçilikleri kapsamında bir araya getirerek markaların iş sonuçlarına katkı sağlayan projeler geliştiriyoruz.
Zihinlerin Liderliği: Çetin Yılmaz ve Beyhan Budak ile Psikolojik Yolculuk
Psikoloji ve liderlik alanında uzman kişilerin bakış açılarıyla, zihninizi güçlendirecek stratejileri öğrenin. Kişisel gelişim, motivasyon ve psikolojik dayanıklılık konularında bireysel gelişim ve zihinsel dayanıklılık üzerine etkili yaklaşımları bu içerikte öğrenin.
Zihnin sınırlarını zorlamak, psikolojik dayanıklılığı artırmak ve liderlik becerilerini geliştirmek için doğru yerdesiniz! İşte, Çetin Yılmaz ve Beyhan Budak'ın bir araya geldiği Inspire & Impact etkinliğinde ele alınan en önemli konuları sizler için bu yazımızda bir araya getirdik.
Kendi alanlarında uzmanlaşmış bu üç isim Speaker Agency’nin bu özel etkinliğinde zihinsel liderlik, motivasyon, karar alma süreçleri ve psikolojik sağlamlık üzerine ilham verici konuşmalar yaptı.
Peki konuşmacılarımız bu etkinliklerde katılımcılara nasıl yol gösterdiler? Speaker Agency olarak, uzmanlarımızın paylaştıkları en çarpıcı fikirleri ve psikolojiyle harmanlanan güçlü içgörüleri keşfetmeye hazır olun!
Çetin Yılmaz ve Beyhan Budak ile Zihin Dünyasına Yolculuk Yapın
Speaker Agency’nin ev sahipliğini yaptığı bu özel etkinlikte, liderlik, psikoloji ve zihinsel dayanıklılık üzerine unutulmaz bir yolculuğa çıkmaya hazır olun! Bu etkinlikte uzman konuşmacılarımız, deneyimlerini anlatarak zihnin gücünü keşfetmek, karar alma süreçlerini geliştirmek ve psikolojik sağlamlığı artırmak üzerine size ışık tutmaya geldiler.
Öyleyse başarıya giden yolda konuşmacılarımız sizler için neler söylüyor? Hep birlikte bu eşsiz bilgileri öğrenmeye başlayalım!
Çetin Yılmaz: Kriz Yönetimi ve Zor Koşullarda Koçluk & Liderlik
Bu etkinlikte Çetin Yılmaz“Kriz Yönetimi ve Zor Koşullarda Koçluk & Liderlik” isimli konuşmasına yer verdi. Konuşmacımız Türkiye’nin önde gelen basketbol takımlarında koçluk yapmıştır. Bu etkinlikte de kendi deneyimlerinden ve geliştirdiği yeni fikirlerden yola çıkarak katılımcılara eşsiz bilgiler sundu.
Çetin Yılmaz, konuşmasında öncelikle takım ve aile kavramlarının farkının üzerinde durdu. Takımın içerisinde yer alacak bireylerin sahip olması gereken özelliklerine vurgu yaptı. Bu ifadeleri konuşmasının başlarında şu şekilde tasvir ederek dile getirmiştir:
“Elle tutulan gözle görülen veri ve değerlere göre takımınızı oluşturmayın. Çünkü bu elle tutulan ve gözle görülen veri ve değerler takımı oluşturmak için bir etken ama belirleyici faktör değildir. Bir takımı takım yapmak istiyorsanız, takım oyuncusu olmaya uygun karakter yapısında bireyleri bulmanız lazım. Takım oyuncusu uygun olmayan bireylerin skorları ne olursa olsun uzun süreli takım olamıyorsunuz yani sürdürülebilirliği olmuyor.”
Ayrıca bir koç olarak tavsiye ettiği bazı değerleri de konuşmasında dile getirmiştir:
“Takım olmak istiyorsanız, elle tutulan gözle görülen değerlere göre ekibinizi seçmemelisiniz. Elle tutulmayan gözle görülmeyen değerlere göre ekibi oluşturun. Peki bu değerler nelerdir? Adalet duygusu, etik değerler, paylaşmayı bilmek, özeleştiri, eleştiriye açık olmak.”
Çetin Yılmaz’ın görüşüne göre, takım olmak demek; vücutların bir araya gelmesiyle oluşmuyor. Fikirleri, idealleri, hedefleri, etik değerleri, insana saygıyı, birlikte çalışmayı, bu tür etik düşünceleri ve iş ahlakını bir araya getirerek oluyor. Bunun için de o elle tutulmayan gözle görülmeyen insani değerlerin varlığını aramalıyız. Böyle bir takımınız olursa zor koşullarla çok sık karşılaşmayacağınızı dile getirmiştir.
Konuşmasının sonlarına hayat ile ilgili birkaç tavsiyede bulunmuştur. Hayatta her şeyin bir sinüs eğrisi gibi inişi ve çıkışı vardır ve bu onları aktarıyorsunuz. Doğada her şey sonludur. Bu inişin mutlaka bir çıkışı olduğunun farkında olan bir insan, hiçbir zaman mücadeleyi bırakmaz.
Çetin Yılmaz hayatındaki deneyimlerini katılımcılara samimi bir dille aktararak zorluklarla karşılaşmaları durumunda nasıl karşılık vereceklerine dair tavsiyelerde bulunmuştur.
“Zor koşullarda krizi yönetmek için sadece takım olmak yeterli değildir kararlı ve vazgeçmeyen insanlarla da olmanız lazım.”
Beyhan Budak: Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi
Psikoloji alanında pek çok çalışmaları ve kitapları bulunan Beyhan Budak Inspire & Impact etkinliğinde yer almıştır. Beyhan Budak bilgi birikimini yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak katılımcılarla buluşturmuştur.
Konuşmasının başlarında yeni kitabındaki birkaç cümleye atıfta bulunarak başlamıştır. “Hayat Acemileri İçin Yaşam Rehberi” isimli kitabında “terzi kendi söküğünü dikemiyor” cümlesinden yola çıkarak bir soruya yanıt arıyor. İnsan kendi kendini terapiye alsaydı nasıl yaklaşırdı? Bu bakış açısıyla ele aldığı kitabını bir yolculuk şeklinde anlatmaya gayret etmiştir.
“Samimiyet en çok ihtiyacımız olan şey, bu kadar böyle yabancılaştığımız ve kimseye güvenmediğimiz dünyada, insanın güvenebileceği birisine ihtiyacı var.
Bazen bize rahatlatıcı şeyler söyleyebilen insanlar olabilir ama acaba bilgi bizi rahatlatıyor mu? Yoksa dönüp baktığımızda bambaşka şeyler mi kalıyor aklımızda?”
Beyhan Budak, hayat acemisi olma durumuna eğilerek bu kavramın oldukça önemli olduğunu ifade etmektedir. Çünkü dışarıdan bakınca şöyle bir durum söz konusu oluyor: Mükemmel ve her şeyi çözmüş her zaman mutlu ve iyi, her istediğini başarabilen bir insan tipi olma arzusu. Ancak işin perde arkasına baktığımızda ise, böyle bir insan olmak mümkün değil.
Daha sonra ”neden unutuyoruz” sorusuna yanıt veriyor. Bireysel acıların dışında son 10 yılda sadece toplumsal acıları ilk yaşadığımız seviyede hatırlıyor olsaydık şu an ne durumda olurduk? Unutmak da aslında bir savunma mekanizmasıdır.
“Özellikle beyaz yaka dünyasında da başta olmak üzere toplumun her adımına her bölümüne yavaş yavaş yayılan pandemik bir durum var: bıkkınlık, hevessizlik ve heyecansızlık.”
Konuşmasında değindiği iki konu var: İlki kırık kurabiye örneği ve diğeri ise travmalar.
Kırık kurabiye sendromunu şu örnekle tanımlayabiliriz: Bazen içe dönük, duygusal ve hassas yapılı çocuklar okulda zorbalığa maruz kalır. Bu çocuk, arkadaşları tarafından dışlanır ve kendisini ifade edemez. Hiç sorun yokmuş gibi davranmaya başlar. Akşam eve geldiği zaman annesi bir kurabiye yapmışsa o kurabiyeyi aldığı zaman kırılır. Birden sinir krizi geçirmeye başlar. Buna kırık kurabiye sendromu denir. Birikmiş bir konu bambaşka bir yerden karşımıza çıkar.
Günümüzde birçok insan belirgin anksiyete bozukluğu belirtilerini, depresyon veya başka psikolojik rahatsızlık belirtilerini tanı alacak kadar yaşamıyor ama hayatın bambaşka alanında dışa vuruyor. Bu kadar çok şey yaşıyoruz, unutuyoruz ama unuttuğumuz şeyler bizi etkilemiyor zannediyoruz. İçeride biriktirdiğimiz her şey sonrasında bir de bakmışız ki hayatta hevessizlik, heyecansızlık, bıkkınlık, öfke problemleri sabırsızlık gibi birçok şeye sebep olabiliyor. O yüzden kurabiyenin kırıldığını yani daha öncesinde neler olduğunu insanların fark etmesi gerekiyor. Bazen birinin bunu dışarıdan söylemesi gerekiyor.
Ardından travmalar konusuna değiniyor. Travmalar sanki son zamanlarda kendi ülkemizde bir kaçış mevzusuna dönüştü diye düşünüyor. Travmalarımızın mazeretimiz olmaya başladığını söylüyor. Devamlı travmaları konuşuyoruz ancak travma dediğimiz şeyi bir noktada keşfederiz ve sonrasında ne yapacağımıza bakarız.
“Travmalar mazeret olunca ne oluyor? İnsanlar hayatındaki kişilere öfke duyuyor ve bu şikayet etme hali ve devamlı geçmişteki şeyleri konuşma hali, sanki dertleri çözüyormuş gibi hissettiriyor. Bir noktada bu yöntem işe yarıyor ama sonrasında değişen bir şey olmuyor.”
Travmalar bize sadece durum tespiti noktasını verir. Hayatımızı değiştirmek istiyorsak çoğu zaman yüzleşmekten kaçtığımız bir durum var. O da durumun sahiplenmekten geçtiğine vurgu yapıyor.
Beyhan Budak “Kusurlarımız gerçektir. Her şeyi başaramıyoruz, her şey olmuyor, her zaman mutlu olmak mümkün değil. Birazcık daha o mükemmel olma amacından ziyade minik adımlarla ilerlemeliyiz. Diğer insanların acılarını gördüğümüz zaman bir rahatlama hissi yaşarız. Herkes bizim gibiymiş, herkes benzer problemler yaşıyormuş diyebiliriz. O zaman kendi hayatına olan inancın, şefkatin ve samimiyetin de artıyor.” diyerek konuşmasını tamamlıyor.